Sokak Köpeklerinin Toplatılması İçin Ne Yapmalı? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Değerlendirme
İstanbul’da yaşarken sokak hayvanlarıyla ilgili tartışmaların sadece “köpekler ne olacak?” sorusundan ibaret olmadığını her gün daha fazla fark ediyorum. 29 yaşında, bir sivil toplum kuruluşunda çalışan biri olarak hem iş hayatımda hem de günlük yaşamımda bu konunun farklı yüzleriyle karşılaşıyorum. Sabah işe giderken metro çıkışında mama veren yaşlı bir kadınla, akşam saatlerinde sokakta yürürken tedirgin olan bir genç kadınla, çocuklarıyla parkta vakit geçirirken güvenlik kaygısı yaşayan ailelerle aynı şehirde yaşıyorum.
Sokak köpeklerinin toplatılması için ne yapmalı? sorusu aslında yalnızca belediyelerin uygulayacağı yöntemlerle çözülebilecek bir mesele değil. Bu konu; toplumsal cinsiyet, ekonomik eşitsizlikler, kent hakkı, hayvan hakları, güvenlik algısı ve sosyal adalet gibi birçok başlıkla doğrudan bağlantılı.
Bir toplumda alınan kararların kimleri nasıl etkilediğine bakmadan kalıcı çözümler üretmek mümkün değil. Çünkü sokak hayvanları meselesi, farklı grupların aynı sokakları nasıl deneyimlediğini de ortaya koyuyor.
Sokak köpekleri tartışması neden yalnızca güvenlik meselesi değildir?
Sokak köpekleriyle ilgili tartışmalar çoğu zaman iki uç görüş arasında sıkışıyor. Bir tarafta hayvanların yaşam hakkını savunanlar, diğer tarafta insanların güvenliğinin öncelikli olması gerektiğini söyleyenler bulunuyor. Oysa şehir yaşamında bu iki ihtiyacı karşı karşıya getirmek yerine birlikte değerlendirmek gerekiyor.
İstanbul gibi milyonlarca insanın yaşadığı büyük bir kentte sokaklar yalnızca insanların kullandığı alanlar değil. Aynı zamanda yıllardır sokakta yaşayan hayvanların da yaşam alanı. Ancak bu durum, insanların güvenlik kaygılarının görmezden gelinmesi anlamına gelmemeli.
Kendi deneyimimde özellikle akşam saatlerinde toplu taşımadan inip evine yürüyen kadınların bu konudaki endişelerini çok sık duyuyorum. Çalıştığım kurumda genç kadın arkadaşlarım, bazı sokaklarda köpek gruplarının yanında yürürken kendilerini güvensiz hissettiklerini anlatıyor. Buradaki mesele sadece köpeklerin varlığı değil; şehirlerin zaten kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelli bireyler için ne kadar erişilebilir ve güvenli olduğu sorusu.
Toplumsal cinsiyet açısından sokak köpekleri meselesi
Değerli Girginemlak okurları, bu makalemizde “Sokak köpeklerinin toplatılması için ne yapmalı” konusunda bilmeniz gereken her şeyi derledik.
Kadınların kent deneyimi ve güvenlik algısı
Kentlerde güvenlik algısı kadınlar ve erkekler arasında aynı şekilde oluşmuyor. Bir erkeğin gece yürüdüğü bir sokak ile bir kadının aynı sokakta hissettiği kaygı farklı olabiliyor. Bu farkın temelinde yalnızca sokak köpekleri değil; aydınlatma sorunları, taciz korkusu, yalnız yürüme deneyimi ve kamusal alanlarda yaşanan eşitsizlikler bulunuyor.
Sokak köpekleriyle ilgili politikalar hazırlanırken kadınların deneyimleri mutlaka dikkate alınmalı. Çünkü bazı kadınlar köpeklerden korkarken bazıları da onları koruyan canlılar olarak görebiliyor. Mahallelerde köpeklerle ilgilenen kişilerin önemli bir bölümünün kadın olması da dikkat çekici bir durum.
İstanbul’da mahallemde yıllardır sokak hayvanlarına bakan emekli kadınlarla karşılaşıyorum. Sabah erken saatlerde ellerinde mama kaplarıyla dolaşan bu kadınlar, aslında görünmeyen bir bakım emeği gerçekleştiriyor. Ancak bu emek çoğu zaman ekonomik değeri olmayan, gönüllü ve doğal kabul edilen bir iş gibi görülüyor.
Toplumsal cinsiyet perspektifi bize şunu gösteriyor: Sokak hayvanları politikası oluşturulurken sadece “köpekleri nereye götürelim?” sorusu değil, “Bu süreçte kimler bakım veriyor, kimler korkuyor, kimler dışlanıyor?” soruları da sorulmalı.
Çeşitlilik ve farklı grupların deneyimleri
Çocuklar, yaşlılar ve engelli bireyler açısından konuya bakmak
Sokak köpekleri konusunda toplumun her kesimi aynı deneyime sahip değil. Küçük çocuklar, yaşlı bireyler veya hareket kısıtlılığı olan kişiler bazı durumlarda sokak hayvanları nedeniyle daha fazla kaygı yaşayabilir.
Örneğin mahallemizde baston kullanan yaşlı bir komşumuz, kalabalık köpek gruplarının olduğu bölgelerde yürümekte zorlandığını anlatmıştı. Onun yaşadığı sorun, hayvan düşmanlığı olarak değerlendirilemez. Bu, erişilebilir ve güvenli bir şehir talebidir.
Benzer şekilde çocukların güvenli oyun alanlarına sahip olması da önemli. Parklarda çocukların rahatça oynayabileceği alanların oluşturulması, hem insanlar hem de hayvanlar için düzenli yaşam alanları planlanması gerekiyor.
Ekonomik farklılıklar ve sokak hayvanları politikaları
Sokak köpekleri tartışmasının önemli boyutlarından biri de ekonomik eşitsizliklerdir. Maddi durumu iyi olan kişiler özel veteriner hizmetlerinden yararlanabilirken, düşük gelirli mahallelerde yaşayan insanlar çoğu zaman belediye hizmetlerine bağımlı kalıyor.
Bir mahallede yaşayan kişinin hayvana yaklaşımı bazen ekonomik koşullarıyla da bağlantılı oluyor. Düzenli veteriner desteği alamayan, kısırlaştırma hizmetlerine ulaşamayan bölgelerde sorunlar daha görünür hale geliyor.
Bu nedenle “toplatma” gibi çözümler konuşulurken sosyal altyapı da değerlendirilmelidir. Kısırlaştırma, aşılama, sahiplendirme ve düzenli kontrol sistemleri güçlü olmayan bir şehirde yalnızca hayvanları başka yerlere taşımak sorunu ortadan kaldırmayabilir.
Sokak köpeklerinin toplatılması için ne yapmalı? Kalıcı çözüm önerileri
Bilimsel ve sürdürülebilir bir yaklaşım geliştirmek
Sokak köpekleri konusunda kalıcı çözüm, ani ve yalnızca tepkiye dayalı uygulamalardan değil, uzun vadeli planlamadan geçiyor.
Öncelikle şehir genelinde sağlıklı bir hayvan nüfusu analizi yapılmalı. Kaç hayvan var, hangi bölgelerde yoğunluk bulunuyor, hangi mahallelerde insan-hayvan çatışması yaşanıyor gibi soruların cevapları bilinmeden etkili politika oluşturmak zor.
Bunun yanında:
- Ücretsiz ve erişilebilir kısırlaştırma hizmetleri artırılmalı.
- Veterinerlik hizmetleri güçlendirilmeli.
- Sahiplendirme süreçleri daha güvenilir hale getirilmeli.
- Hayvan bakım merkezleri yaşam koşullarına uygun şekilde düzenlenmeli.
- Mahalle bazında insan-hayvan ilişkisini düzenleyen çalışmalar yapılmalı.
Bu adımlar hem hayvanların yaşam hakkını korur hem de insanların güvenlik ihtiyaçlarını dikkate alır.
Toplumun farklı kesimleri nasıl bir araya gelebilir?
Sokak köpekleri meselesinde en büyük sorunlardan biri, insanların birbirini dinlememesi. Hayvanları koruyan kişiler bazen insanların korkularını küçümseyebiliyor; güvenlik endişesi taşıyan kişiler ise tüm hayvanları tehdit olarak görebiliyor.
Oysa sosyal adalet yaklaşımı, farklı deneyimlerin birlikte değerlendirilmesini gerektirir.
Bir gün işe giderken otobüste yaşlı bir adamın sokak köpeklerinden korktuğunu, yanındaki genç bir kadının ise her gün aynı köpeklere mama verdiğini konuştuğunu duymuştum. İkisi de kendi deneyiminden hareket ediyordu. Biri güvenlik ihtiyacını, diğeri merhamet ve sorumluluk duygusunu anlatıyordu.
Bu iki insanın karşı karşıya gelmesi yerine ortak bir çözüm araması gerekiyor.
Belediyeler, sivil toplum ve vatandaşların rolü
Sokak köpeklerinin toplatılması için ne yapmalı? sorusunun cevabı yalnızca vatandaşlara bırakılmamalı. Belediyeler, veteriner kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve mahalle sakinleri birlikte hareket etmeli.
Sivil toplum kuruluşlarında çalışan biri olarak şunu gözlemliyorum: İnsanların çoğu aslında çatışma değil çözüm istiyor. Ancak bunun için güvenilir bilgiye, şeffaf yönetime ve katılımcı süreçlere ihtiyaç var.
Belediyeler karar alırken mahallelerin gerçek ihtiyaçlarını dinlemeli. Vatandaşlar da yalnızca kendi deneyimlerinden yola çıkarak genelleme yapmamalı.
Sonuç: Güvenli şehir ve yaşam hakkı birlikte mümkün
Sokak köpekleri konusu, aslında nasıl bir toplum olmak istediğimizle ilgili önemli bir tartışma alanı. Güvenli sokaklar istemek de hayvanların yaşam hakkını savunmak da toplumsal ihtiyaçlardan doğuyor.
Önemli olan bu iki talebi birbirinin karşıtı olarak görmek değil. İnsanların kendini güvende hissettiği, hayvanların da kötü koşullara terk edilmediği şehirler oluşturmak mümkün.
İstanbul’un sokaklarında her gün farklı hikâyelerle karşılaşıyoruz. Bir yanda işe yetişmeye çalışan insanlar, diğer yanda mahallelerinin hayvanlarına sahip çıkan komşular, diğer yanda güvenli bir kent isteyen çocuklar ve aileler var.
Sokak köpeklerinin toplatılması için ne yapmalı? sorusuna verilecek en doğru cevap; ayrıştırıcı değil kapsayıcı, geçici değil sürdürülebilir, yalnızca bir grubu değil tüm canlıları dikkate alan çözümler geliştirmek olmalı. Çünkü sosyal adalet, aynı şehirde yaşayan herkesin ve her canlının daha dengeli bir yaşam hakkına sahip olmasını gerektirir.
“Sokak köpeklerinin toplatılması için ne yapmalı” konusunda merak ettiklerinizi bu yazımızda ele almaya çalıştık. Girginemlak okurları için daha fazlası yolda!