Bir yönü işaret etmek bazen bir caddeyi tarif etmekten ibaret değildir; kimi zaman bir topluma “nereye gittiğini” fısıldar. Günlük dilde “sağa kaymak”, “sola yönelmek”, “merkeze çekilmek” gibi ifadeleri kullanırken, aslında sadece mekânsal bir hareketi değil, güç ilişkilerini, değer tercihlerimizi ve geleceğe dair tahayyüllerimizi de konuşuruz. Dil, siyaset için masum bir araç değildir; yönleri adlandırma biçimimiz, iktidarı nasıl kurduğumuzun ve meşrulaştırdığımızın ipuçlarını taşır. İşte bu yazıda, ilk bakışta dilbilgisel bir konu gibi duran “Yön ekleri nelerdir?” sorusunu siyaset bilimi odaklı bir perspektifle ele alacağım: iktidar, kurumlar, ideolojiler, yurttaşlık ve demokrasi ekseninde.
Yön ekleri nelerdir? Dilbilgisel tanım ve temel çerçeve
Türkçede yön ekleri, bir varlığın ya da eylemin hangi yöne doğru gerçekleştiğini gösteren hâl ekleridir. En temel yön ekleri şunlardır:
Temel yön (hâl) ekleri
– -e / -a (yönelme hâli): “okula”, “meydana”, “meclise”
– -de / -da (bulunma hâli): “okulda”, “meydanda”, “mecliste”
– -den / -dan (ayrılma hâli): “okuldan”, “meydandan”, “meclisten”
Bu ekler dilbilgisel olarak basit görünür; ancak siyasal söylemde kullanıldıklarında mekânı aşan anlamlar üretirler. “Halka doğru gitmek”, “merkezde kalmak”, “sistemin dışına çıkmak” gibi ifadeler, yön eklerinin siyasal metaforlar hâline gelmiş biçimleridir.
İktidar ve yön: Dil, hareket ve güç ilişkileri
Siyaset bilimi açısından iktidar, yalnızca karar alma yetkisi değil; yön verme kapasitesidir. Topluma “nereye” gideceğini söylemek, en az “ne” yapılacağını söylemek kadar belirleyicidir.
Yönelme eki (-e / -a) ve iktidarın çağrısı
“Millete doğru”, “Avrupa’ya yönelmek”, “geleceğe bakmak” gibi ifadelerde yönelme eki, iktidarın bir hedef gösterme pratiği olarak çalışır. Bu dil, yurttaşa şunu söyler: “Biz hareket hâlindeyiz ve bu hareket meşrudur.”
Burada meşruiyet devreye girer. Max Weber’in meşruiyet tiplerini hatırlarsak (geleneksel, karizmatik, yasal-ussal), yönelme dili özellikle karizmatik ve yasal-ussal meşruiyetle ilişkilidir. Lider ya da kurum, “ileriye”, “reformlara”, “dönüşüme” doğru gittiğini söylediğinde, hareketin kendisi meşruiyet üretir.
Bulunma eki (-de / -da) ve statükonun dili
“Merkezdeyiz”, “iktidardayız”, “sistemin içindeyiz” gibi ifadelerde bulunma eki, bir konumun korunmasını ima eder. Bu, siyasal olarak statükoyu temsil eder.
– Kurumlar genellikle bulunma hâliyle konuşur: “Anayasada”, “mecliste”, “yürürlükte”.
– Muhalefet ise çoğu zaman yönelme ya da ayrılma ekleriyle konuşur: “Merkeze gelmek”, “bu düzenden çıkmak”.
Bu ayrım, dilin iktidar-muhalefet ekseninde nasıl çalıştığını gösterir.
Ayrılma eki (-den / -dan) ve kopuş siyaseti
“Sistemden çıkmak”, “eski düzenden kopmak”, “vesayetten kurtulmak” gibi ifadeler ayrılma hâlinin siyasal karşılığıdır. Devrimler, reformlar ve radikal siyasal projeler genellikle bu dil üzerinden kurulur.
Ancak ayrılma dili her zaman olumlu algılanmaz. İktidar perspektifinden bakıldığında bu dil “tehdit”, “istikrarsızlık” ve “kaos” çağrışımı yapabilir. Burada dil, doğrudan bir güç mücadelesinin parçasıdır.
İdeolojiler ve yön metaforları: Sağ, sol ve merkez
Yön ekleriyle düşünmeye alışmış bir dil, ideolojileri de mekânsal olarak konumlandırır. “Sağ”, “sol” ve “merkez” kavramları bunun en belirgin örneğidir.
Sağ ve sol: Mekândan ideolojiye
Bu ayrım tarihsel olarak Fransız Devrimi’ne dayanır; mecliste oturma düzeni üzerinden doğmuştur. Ancak zamanla yön terimleri, ideolojik kimliklerin özeti hâline gelmiştir.
– “Sağa kaymak”: daha muhafazakâr, piyasa yanlısı veya otoriter politikalar
– “Sola yönelmek”: eşitlikçi, kamucu veya özgürlükçü politikalar
Bu ifadelerde yön ekleri, ideolojik değişimi bir “hareket” olarak anlatır. Siyaset, durağan bir kimlikten ziyade yön değiştiren bir süreç gibi sunulur.
Merkez siyaseti ve belirsizlik
“Merkezde kalmak” ya da “merkeze çekilmek” ifadeleri, uzlaşma ve denge arayışını çağrıştırır. Ancak çağdaş siyaset biliminde merkez, giderek daha tartışmalı bir konum hâline gelmiştir. Merkezde durmak, gerçekten kapsayıcı bir katılım mı sağlar; yoksa çatışmadan kaçmanın bir yolu mudur?
Bu soru özellikle kriz dönemlerinde keskinleşir. Ekonomik eşitsizlikler ve kimlik talepleri arttıkça, “merkezdeyiz” demek bazı yurttaşlar için anlamını yitirir.
Kurumlar, yurttaşlık ve yön eklerinin sessiz siyaseti
Kurumlar, dili çoğu zaman teknik ve nötr gösterir. Oysa yön ekleri burada da siyasal bir işlev görür.
Kurumsal dilde yön
– “Başvuruya gidilir”
– “Komisyonda görüşülür”
– “Yürürlükten kaldırılır”
Bu ifadeler, yurttaşın devlete hangi yönde hareket edeceğini belirler. Devlet “gidilen”, “başvurulan”, “ulaşılan” bir merkez olarak kurgulanır. Yurttaş ise çoğu zaman yönelen taraftır.
Bu dil, yurttaşlık ilişkisini hiyerarşik biçimde yeniden üretir. Devlet merkezdir; yurttaş çevreden merkeze doğru hareket eder.
Demokrasi ve katılım: Yön tersine döner mi?
Katılımcı demokrasi söyleminde ise dil değişir:
– “Halktan gelen”
– “Tabandan yükselen”
– “Yerelden merkeze”
Burada yön, tersine çevrilir. Meşruiyet, yukarıdan aşağıya değil; aşağıdan yukarıya doğru inşa edilir. Bu dilsel dönüşüm, yalnızca retorik değildir; siyasal kurumların tasarımını da etkiler.
Güncel siyasal olaylar ve yön dili
Bugünün siyasetinde yön ekleri, özellikle kriz ve dönüşüm anlarında daha görünür hâle gelir.
Göç ve yön siyaseti
“Ülkeye gelenler”, “ülkeden gidenler”, “sınırdan geçenler” gibi ifadeler, göç tartışmalarının merkezindedir. Burada yön, yalnızca fiziksel değil; ahlaki ve siyasal bir anlam taşır.
– “Gelen” tehdit mi, zenginlik mi?
– “Giden” beyin göçü mü, özgürlük arayışı mı?
Bu soruların cevapları, kullanılan dilde saklıdır.
Dış politika ve yönelme dili
“Batı’ya yönelmek”, “Doğu’dan kopmak”, “çok yönlü politika” gibi ifadeler, devletlerin uluslararası konumlarını anlatırken kullandıkları metaforlardır. Burada yön ekleri, bir ülkenin kimliğini ve ittifaklarını tanımlar.
Bu noktada provokatif bir soru sormak gerekir: Bir ülke gerçekten “çok yönlü” olabilir mi, yoksa her yön seçimi aynı zamanda bir vazgeçiş midir?
Kişisel değerlendirme: Yön seçmekten kaçınmak mümkün mü?
Dil üzerine düşünürken şunu fark ediyorum: Yön ekleri, kaçınılmaz biçimde taraf olmayı ima eder. Bir yere “gitmek”, bir yerde “kalmak” ya da bir yerden “ayrılmak” siyasal bir tercihtir. Tarafsızlık iddiası bile çoğu zaman “merkezde kalma” yönünde örtük bir tercihtir.
Bu nedenle siyasal dilde yön ekleri masum değildir. Her “-e” bir vaattir, her “-de” bir savunma, her “-den” bir meydan okumadır.
Sonuç: Yön ekleri ve siyasal bilinç
“Yön ekleri nelerdir?” sorusu, dilbilgisel olarak basit bir listeyle cevaplanabilir. Ancak siyaset bilimi perspektifinden bakıldığında bu ekler, iktidarın nasıl kurulduğunu, nasıl korunduğunu ve nasıl sorgulandığını gösteren ince araçlardır.
– Yönelme eki, geleceği ve değişimi vaat eder.
– Bulunma eki, düzeni ve meşruiyeti savunur.
– Ayrılma eki, kopuşu ve itirazı dillendirir.
Okuyucuya şu sorularla veda etmek istiyorum:
– Siyasette “merkezde kalmak” gerçekten tarafsızlık mıdır?
– Sürekli “ileriye” gitmek zorunda mıyız; yoksa bazen durmak da politik bir erdem olabilir mi?
– Dilimizdeki yönler değiştiğinde, kurumlarımız ve demokrasimiz de değişir mi?
Belki de demokrasinin en derin sorusu şudur: Hep birlikte nereye gidiyoruz ve bu yönü kim, hangi kelimelerle belirliyor? Bu soruya vereceğimiz cevap, sadece siyasal tercihlerimizi değil; yurttaş olarak kendimizi nasıl konumlandırdığımızı da belirleyecek.